MİTHAT PAŞA

ANASAYFA

MİTHAT PAŞA; Midhat Paşa’nın Hatıraları: Hayatım İbret Olsun; 2 cilt; İstanbul; Temel yayınları; yayına hazırlayan: Osman Selim Kocahanoğlu, 1997.

Eser bugünkü neslin anlayacağı dilde, sadeleştirilerek yayınlanmış. Sunuşunda Kocahasanoğlu, “Midhat Paşa hatıralarını sürgünde bulunduğu Taif zindanının izbe bir odasında kaleme almış ve çok gizli vasıtalarla ve özellikle Hicaz mektupçusu Ali Vasfi Efendi sayesinde ailesine ulaştırılmıştır” diyor. Esere kendi verdiği isim “Tabrısa-i İbret” (hayatım ibret olsun) ve “Mirat-ı Hayret”dir. Paşa eseri tamamladıktan kısa süre sonra da boğularak öldürülmüştür. (I,11).

Midhat Paşa, Rusçuklu Hacı Ali Efendizade’nin oğlu. 1622’de İstanbul’da doğuyor; on yaşında hafız oluyor; babası Vidin naibi olunca onunla Vidin’e gidiyor, sonra tekrar İstanbul’a dönerek memuriyete giriyor. Asıl adı Ahmet Şefik iken, memuriyette “ehliyet” gösterdiği için kendisine Midhat mahlası veriliyor. (I, 19).

1269 (1852-53) yılına kadar devlet memurları da “emval-i öşriyye ve rüsumiyesini” üstlenmesine izin veriliyordu ve Midhat Paşa’nın “akraba ve ahbaplarından” bazıları da bunlardan birkaç kalem almıştı. Arakadan çıkan harp dolayısıyla yükselen narhlar yüzünden bu işten hayli kâr da etmişlerdi.  Bu ise bazı haset ve düşmanlıklara yol açmıştı. Midhat Efendi’nin de konulan yasağa uymasına rağmen, daha sonra verilen İstanbul Balıkhanesi iltizamında Midhat Efendi’nin ortak olduğuna dair asılsız bilgiler Kıbrıslı Mehmet Paşa’ya ulaştırılıyor ve o da –üstelik sadaret makamında- düşmanlığa başlıyor (I, 24-25). Reşit, Ali ve Kâmil paşaların iktidara dönüşleriyle Midhat Paşa da yükselişe geçiyor.

Reşid Paşa’nın ölümünden sonra, izin alarak 1858’de Avrupa gezisine çıkıyor ve Paris, Londra, Viyana ve Belçika’yı ziyaret ederek Avrupa uygarlığı ve bunun nedenleri üzerinde gözlemlerde bulunduktan sonra, altı aya sonra, 1859’da İstanbul’a dönerek Meclis-i Vala Başkâtibi oluyor (I, 28). Daha sonra Kıbrıslı Mehmet Paşa yeniden sadrazam olunca bu kez kendisini ödüllendirmek yolunu seçiyor ve Niş Valisi yapıyor. Midhat Paşa da Kıbrıslı’dan -onu yakından tanıyanların ağzı ile- “muvazeneli bir muhakeme”ye sahip, “temiz kalpli, hayırsever” biri olarak söz ediyor. Zaafı, kendisine söylenen her şeye inanmak ve çabuk sinirlenmek imiş! (I, 31). 

Midhat Paşa 1864’te Sadrazam Fuat Paşa tarafından İstanbul’a çağrılıyor ve ona Silistre, Vidin ve Niş eyaletlerinin birleştirilerek Tuna vilayetinin kurulacağı ve kendisinin de vali yapılacağı söyleniyor. Fuat Paşa ile baş başa vererek çalışıyorlar ve bu konuda bir nizamname hazırlıyorlar.

Midhat Paşa Tuna vilayetindeki icraatını dokuz başlık altında topluyor:

1) Şose yolların yapılması. Daha önce Nafıa Nezareti tarafından yapılan  mevzuata göre yollar, ya ahaliden para toplanarak ya da belli günlerde köylüler angarya usulü ile çalıştırılarak yaptırılıyordu. Bundan da pek bir netice alınamıyordu. Midhat Paşa bu işleri rasyonelleştirdi. Yol inşaatında yapılacak yolların büyüklüğü, bunlardan en çok hangi köylerin, kimlerin yararlanacağı, bunların nüfusa oranı ve dini tatil günleri (Cuma, Pazar) dikkate alınacak ve para (hizmet-imece) de buna göre talep edilecekti. Bu konuda Niş ‘deki tecrübeden yararlanılmıştı. Böylece -Niş bölgesi de dahil edilerek-  Şose yolların uzunluğu 3000 km’ye, irili ufaklı köprü sayısı da 1420’ye ulaşıyor. (I, 48).

2) Emniyet ve asayiş sorunları. Daha önce Niş’te bütün eşkiyalar temizlenmişti. Tuna valiliği sırasında da, Midhat Paşa, Vidin, Silistre, Tırnova ve İslimye’de, “memurların göz yummasıyla yeniden türemiş olan” haydutluk ve eşkiyalığa son veriyor! (I, 48).

3) Menafi Sandıkları (Yardım sandıkları) kurulması. Çiftçileri yüksek faizlerle ezen tefeci belasından kurtarmak amacıyla kurulmuş sandıklar. Düşük faizlerle borç verecek bankalar için henüz ortam elverişli değil! Köylerde boş araziler var. Buralar hane başına yarım dönüm şeklinde taksim edilerek, boş arazi yoksa kiralanarak, imece usulü ile diğerlerinden daha bereketli olan kokoroz (mısır) ekimi teşvik ediliyor. Sonra ürün topanarak ihtiyar meclisleri tarafından müzayede usulü ile satılıyor. Bu yolla elde edilen paralarla her kazada bir menafi sandığı kuruluyor. (I, 42). Sandık, tüccardan bir Müslüman ve bir Hıristiyan ile bir de kefalete bağlanmış katip tarafından yönetiliyor ve düşük faizle (2000 kuruşa kadar, yıllık % 1 faizle) kredi veriyor. 

— The Past, Present and the Future of Turkey; The Nineteenth Century; Haziran, 1878. No. XVI.

Mithat Paşa’nın Rus savaşındaki tutumunu ve Anayasa’yı savunmak için Fransızca kaleme almış olduğu bir makale.

Paşa İslamiyeti hoşgörülü bir din olarak övüyor. Osmanlı reformizmi ve Reşit, Ali, Fuat paşalar da övülüyorlar. (s. 995) Düşmanlar, Osmanlı “ırk”larından bazılarına “bölücü” fikirler aşıladılar. (s. 996)

İstanbul Konferansı’nda Rusya’nın talepleri Ayastefanos’dakinden pek farklı değildi. İngiltere bu çatışmaya katılmayacağını söylemiş; fakat Paşa bu ülkenin “özel çıkarları” dolayısıyla savaşa er geç katılacağına inanmış! “Dünyada hiçbir ulus, hiçbir hükümet bu şartları kabul edemez.” (Panslavizmin tehlikeleri). Salisbury de “asil marki” sıfatına layık görülüyor. İngiltere gerçekten de müdahale etti; fakat “maalesef, (Osmanlı nazırlarının) hesap ettiklerinden bir az daha geç müdahale etti.” (s. 997).  Bulgaristan’a, daha adil sınırlar çerçevesinde selfdeterminasyon hakkı tanımak tüm çıkarları uzlaştırır. (Osmanlı devletine ‘tributaire’ bir Bulgaristan tasavvuru).  Bulgaristan’da bir milyon kadar (Bulgar ırkından ve Türkçe dahi bilmayen) Müslüman varmış. Yazar Türk ve Rumların beraberce Panislavist ihtiraslara karşı savaşmalı diyor. (s. 998).

Anayasa’nın övgüsü: “Kabul etmeliyim ki bu Anayasa (“Constitution”), kendiliğinden eski Avrupa anayasalarının tutarlılığına ve otoritesine sahip olamaz ve zaten de sahip değil. Fakat çoğu kez haksız müdahaleleri ile Babıali’yi defalarca taciz eden Avrupa, bu otorite boşluğunu kolayca doldurabilir ve burada, Doğu’nun mümkün olan tüm terakkisini özetleyen bu Anayasa’nın (“Charte”ın) uygulanması için aktif bir nezaret hususunda tamamen meşru bir fırsat bulabilir. Bu aktif nezaret, ayrıca, Rusya’nın Doğu’daki girişimlerini nötralize etmek sonucunu da doğurur.” (s. 1000)

La Turquie, Son Passé, Son Avenir; Paris, 1878.

Mithat Paşa iktidardan düştükten sonra kavgasına Batı’da devam ediyor. Bu risalede siyasal fikirlerini özetlemiş. Berlin Konferansı’nı etkilemeye çalışıyor.

Son zamanlara kadar iyi niyetli insanlar Rusların Osmanlı Hıristiyanlarının iyiliği için savaştıklarını sanıyorlardı. Son savaş bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu ortaya koydu. (s.7)  İslam hep özgürlük ve eşitlik ilkelerine dayandı; Osmanlılarda da öyle.

Osmanlılar Rumeli’yi alınca İslamlaştırmadılar. Yahudiler, Ermeniler, Kozaklar kitle halinde geldiler. (s.11) Avrupa XVIII. yüzyılda ilerleme (“Progrės”) yoluna girdi. Fakat Osmanlılar “gerçekleştirilmiş ilerlemenin mükemmelliğini ve memlekete ileri bir adım attırma zorunluluğunu takdir edecek adamlar olmadığından” geri kaldı. (s. 11) Reşit, Ali ve Fuat paşalar otuz yılda, başka her ülkede bir yıllık çabayla yapılamayacak” şeyler yaptılar. (s.12) Fakat Hıristiyan şikâyeti bitmiyor. Neden? “Babıâli, mutsuz, fakat kendilerine onur veren bir anormallikle Hıristiyan ırklara Müslümanlara verdiğinden daha çok hak ve özgürlük tanımıştı.” (s. 14) Bu ayrılıkçılığa yol açtı. Ruslar 1856’dan sonra panslavizmi başlattılar. Burada Rus ajanlarının iğrenç kışkırtmaları anlatılıyor. Bunlara abdülaziz’in son yıllarındaki “delice harcamalar” da eklemek gerek. (s. 17)

İstanbul Konferansı’ndaki Rus talepleri kabul edilemez nitelikteydiler. Bunlar İngiliz ve –genel olarak- Avrupa çıkarlarına karşı. Mithat Paşa ne öneriyor? Bulgarlar arasında bir milyon Müslüman var. Ayrıca Tatar ve Çerkezler var. Müslüman Bulgarları (bir kısmı bulgarcadan başka dil bilmiyor) sürmek insanî değil! Müslüman Bulgarlar daha ileri. (s.22) Paşa kendisine göre bir sınır taksimi yapıyor. 2 milyon nüfuslu 26 kazada Bulgarlar çoğunlukta; diğerlerinde ise (Rusçuk, Osmanpazar, Varna, Şumla vb.) Müslümanlar çoğunlukta. Bazı yerler (Deliorman, Silistre) tamamen Müslüman.

Yeni Bulgaristan’da yönetim “self-government” olacak. Osmanlılar karışmayacaklar; yalnız Vidin ve Niş kalelerini ellerinde bulunduracaklar. Osmanlı Anayasası bütün bunları sağlar!

Rusların en çok korktukları şey Osmanlı devletindeki ıslahat. (s.27)

Mémorial Adressé par Midhat Pacha au Prince Bismarck; Hamburg, 1877.

“Hıristiyan Avrupa’nın tüm ülkelerinde kanunları, Kilise’yi, toplumu, devleti, kısaca ilahi  düzeni simgeleyen her şeyi yıkmak isteyen, parti ya da hizip halinde örgütlenmiş düzen düşmanları bulunuyor.” (s. 4) (Komünistler, ulusallar, radikaller, enternasyonaller..) Bunlar bizde sadece “dıştan ithal yoluyla” ortaya çıkıyorlar. Rusya’da devrimciler aslında iyi olan çarı da etkiliyorlar. Cizvitler Avrupa’da propoganda yapıp, barbar Türkleri Avrupa’dan kovmak lazım diyorlar. Oysa bu durumda “Avrupa’nın tüm toplumsal ve siyasal sistemi” sorun haline gelir. (s.7)

Batı’da materyalizm kitlelere nüfuz etmiş. Osmanlı Devleti’nde “inançsızlık” sistem haline gelmemiş. Fransa’da, Louis Philippe yönetiminde “istikrarlı ve akıllı bir siyasetin ilkeleri”, İngiltere ile “Entente Cordiale” bozulmasaydı,  ortaya çıkıyordu. Palmerston, İngiliz-Fransız (hükümetler arası) dostluğunu liberal partiler dostluğuna çevirdi; bu da 1848 ihtilaline yol açtı! Fransa’da kral düştü; III. Napolyon geldi. III. Napolyon Guizot’nun patronajındaki  Cizvitlerle ittifak kurdu. (s.14)

Mithat Paşa Rusya’da Slavcılığı da yıkıcı buluyor. İngiltere’de bir Pitt ya da bir Canning olsaydı Avrupa’nın kaderi kurtulurdu!..

Eser ne derece otantik, bilmiyorum. Otantik olsa bile Bismarck’a yazılmış bu politik belgenin ne derece samimi olduğu üzerinde düşünmek gerek!

Avrupa politikasıyla ilgili cüretkar analizlerin yapıldığı bu risale incelenmeli!

Adresse des Positivistes á Midhat Pacha; Paris, 1877.

Bu hitabe, 26 Ağustos 1877’de pozitivist Dr. Robinet tarafından okundu. (s. 9)

Takdim yazısında Avrupa-Türk İmparatorluğu’nun bütünlüğü panislavizme karşı savunuluyor. “Pozitivizm uygun bir şekilde değişmiş bir Osmanlı hâkimiyetinin Balkan yarımadasındaki halkları yönetmeye ve onları işaret ettiğimiz amaca doğru götürmeye başkalarından daha yetenekli olduğunu düşünmekte tereddüt etmiyor.” (s. 4) Genel amaç, Rusya’ya karşı statükonun korunması. Sonra Rusya ve Türkiye’de toprak bölünmesi olacak; Avrupa ve Asya Türkiyeleri ayrılacak. Polonya devleti gibi ulusal devletler kurulacak.

İngiliz resmi dokümanlarından bir parça (Blue-Book, 15 Ağustos 1877) veriliyor. Bunda Bulgaristan’da 60 000 kişinin boğazlandığı, ırzlarına geçildiği vb. anlatılıyor. Deniyor ki “Sadece Türkleri karalamak için bu gibi hikayeleri uydurmakla iftihar eden insanlar ve bu arada (söylemekle üzgünüm) İngilizler var; kalemlerine çok iyi bilinen, fakat görünmeyen bir el klavuzluk ediyor. Bulgaristan’daki kırımlar hakkında dikkatli ve kapsayıcı anketlerin bugün ölülerin sayısını 3 500’e indirdiğine ve bu rakamda hristiyanlar tarafından öldürülen Türklerin de bulunduğuna inanmak İngiltere’de zor görünüyor. (Rus panislavist ajanlar Türkleri toptan yok etmek istemişler.) M. Layard’ın Lord Derby’ye raporuna gönderme yapılıyor.

Mithat Paşa da cevap konuşmasında “Türkiye’de Anayasa ulemanın desteği ve işbirliği ile yapıldı” diyor ve şunu ekliyor: “Özellikle Avrupa’da refah ve ilerlemenin üstün garantileri olan liberal kurumların hayranıyım.”