TODERİNİ, ABBE

ANASAYFA

TODERİNİ, ABBE; De la Littérature des Turcs; Paris, 1789. 3 Cilt.

Yazar 1781-1786 yılları arasında İstanbul’da kalmış. Grek ve Latin ve her türlü antik el yazmaları aramış. Bu eserinde “yazın” genel anlamda kullanılıyor. Eserde, Osmanlılarda bilimin durumu konusunda ilginç bilgiler var.

CİLT: I.

“Osmanlı siyasetinin tamamen despotik olduğunu iddia eden hemen bütün yazarların düşüncesini paylaşmıyorum.” (s.54) “Sultan sadece Türk tebaanın değil, diğer milletlerin mensuplarının da mülkiyet hakkına saygı gösteriyor… Ricaut ve Montesquieu gerçeklerden çok uzaklar.. Özellikle, Sultan’ın tüm tebaasının efendisi ve mülkünün mirasçısı olduğunu ileri sürerken  Montesquieu. Doğulu despotizmi kanıtlamak için bu sahte bir delil. İngiltere Kralının elçisi olarak İstanbul’da yıllarca kalan Porter, Montesquieu’nün iddialarına hayret ediyor.” (s.52)

Molla Hüsrevve İbrahim Halebi’nin eserlerine (Multeka el Abhar) gönderme yapıyor.

Türkler Makyavelik politikayı Makyavel’den de önce uyguluyorlardı. Lutfi Paşa “Vezirlerin Aynası” (Asafname) isimli eserinde sadrazamın her hafta bir ziyafet verip, komploları anlamaya çalışması gerektiğini yazıyor. (s. 59)

Aritmetikte İstanbul Türkleri çok gelişmiş. “Türkçe ve Arapça mükemmel hesap kitapları var.” (s. 89) İstanbul kitaplıkları Türkçe ve Arapça aritmetik kitaplarıyla dolu. Cebir kitapları da var. Özellikle astrolojide (ilmi nücum) kullanılıyorlar. Yaptığımız araştırmalara göre Hazine’ye (Mir’e) yılda 20 000 000 kuruş giriyor. Akçesine kadar hesaplanıyor. (s.90)

Geometri alanında Türkçeye çevrilmiş bulunan Öklid’den yararlanılıyor. Ayrıca eski Yunan’dan eserler Arapçaya çevrilmiş.

Fizik ve doğa tarihi konularında Eski Yunan kaynakları, İstanbul’un fethinden önceki gibi anlatılıyor. (s.106) Oysa Avrupa’ya göçen Bizans alimleri onlara gerçek kaynakları öğretti. Türkler, Sokrat, Eflatun ve Aristo ile birlikte “maddeden ayrı ve onun dışında, her şeyin yaratıcısı bil ilke”ye inanıyorlar. Bu filozoflara “ilahi” (“divin”) sıfatını veriyorlar. Maddecilerle savaşıyorlar. Evrenin yaratıldığını ve ebedi olmadığını düşünüyorlar; bu konuda Aristo’dan, Ebu Farac’dan, İbn Sina’dan ve aksini düşündükleri için “imansız” sayılan diğer Müslüman düşünürlerden ayrılıyorlar. (Örneğin Gazali “Preservatif des Erreurs” adlı eserinde bunlarla savaşıyor.) (s.109) Fizikte Batlamyüs’ün (Ptolemée) astronomik  kuramlarına uygun kitapları var. Madde, cisimlerin şekil ve özellikleri, hareket ve durgunluk vb. incelenen konular arasında. Ayrıca bitkiler, hayvanlar vb. Fizik dalları konularında, Aristo’dan çevrilmiş güzel kitaplara sahipler. Öklide’in Optik’i, Nasreddin Tusi tarafından Arapçaya çevrilmiş. Çevirileri Esat Hoca yapmış. Katip Çelebi’ye atfedilen bir “maharetli makine” (“machine ingénieuse”) adlı kitap da var. Altı kısım. İlk kısmı saatlerden bahsediyor.

Aristo’nun madenler hakkında bir kitabı da bulunuyor. Ayrıca İstanbul kitaplıkları İbn Sina’nın fizik ve felsefe kitaplarıyla dolu. (s.117) Pline’nin Doğa Tarihi’nden de yaralanılmış.

Tıp konusunda Ayasofya kitaplığında yüzden fazla eser var. Bu alanda Eski Yunan, Yahudi, Kalde, Hint eserleri Arapçaya çevrilmiş. Ayrıca Hacı Halife, İbn Sina ve İbn Rüşt’ün eserleri var. Ulema Avrupa tıbbı hakkında da çok bilgili. III. Mustafa, H. Boerhaave’yi çevirtmiş. (s.123) Fakat tıp ilmi “çürüme halinde (languissante)”. (s.125) Süleymaniye’de Türk müderrisler haftada iki defa ders veriyorlar. Yöntem: “Tıbbı, kitapları okuyarak ve –özellikle- klinikte doktorlara hizmet ya da refakat etmek suretiyle hastalıkları ve ilaçları gözleyerek öğrenmek.” (s.125) Türkler ve her ulustan kimseler kolayca hekim olabiliyorlar. İki üç sene doktora tercümanlık yapanlar. Doktorlar, Avrupa’da senyörlerin en tanınmış doktorlara verdikleri ücretlerin iki üç mislini alıyorlar. Fakat son zamanlarda doktorlar çoğaldı ve tabii kazançları da arttı. Kazançları da azaldı. (s.126) “Hiçbir Türk, asil ve üstün bir görev yapan başhekimin izini olmadan bu mesleği icra edemez.” (s. 126) Sınav yapılıyor; fakat uygulamada para ve himaye rol oynuyor. “Frenklere gelince, hekimlik, tıbbın ve ulusun (Müslümanlar kasdediliyor. T.T.) tamamen aleyhine olarak, onlara sınavsız, delilsiz açık bulunuyor.” (s.126) III. Mustafa’nın reform çabası sonuçsuz kaldı; sonra terk edildi. (s.127)

Yazar kitabını hazırlarken İstanbul’da veba salgini insanları kırıyor. Toderini kitaplıklarda Ali Bastimi’nin veba hakkında Arapça bir kitabını buluyor. Ayasofya’da da bir Türk yazarın kitabı var. (s.129)

Myladi Montagu İstanbul’da çiçek aşısını İngiltere’ye götürmüş; oradan da Avrupa’ya yayılmış. Yazar Montagu’nün bunu İstanbul’daki Rum, ermeni ya da Yahudi hekimlerden öğrendiğini sanıyor. Çünkü hala çok az Türk aşı oluyormuş. (s.130)

Kimya: Ayasofya kitaplığında on bir tane bulmuş. Başka kitaplıklarda da var. Türkler çok önem veriyor.  Fakat boşu boşuna “felsefe taşı”nı arıyorlar. (s. 136) İlmi simya revaçta. İbn Sina’nın eserlerinden mülhem böyle ilaçlar yapıyorlar. (s.137)

Astronomi konusunda Romalılar gibi cahil değiller. Batlamyüs’ü inceliyorlar ve benimsiyorlar. (s.140) İlmi Nücum Kuran’a aykırı, ama çok tutuluyor. Saray’da müneccim bulunuyor.

CİLT: III.

İstanbul’da basılan kitaplar. Katip Çelebi’nin Cihannuma’sını St-Urmer Fransızcaya çevirdi. 1731’de İbrahim Müteferrika’nın “Nizam’ül Ümen” (Taktik) başlıklı kitabı, III. Ahmet’in devrilmesinin ertesi yılı basıldı. 1769’da Viyana’da Fransızcaya çevrildi. (s.104) Yazar, Müteferrika’nın eseri için “bu eser Saray’da hiçbir etki yapmadı” diyor. (s.105)

Matbaanın kapatılması: Bir iddiaya göre müstanzihlerin (kopistlerin) baskısı ile kapandı. “Gerçekten bu meslekle hayatını kazanan çok büyük sayıda insan var; fakat çoğu Kuran’ı, tefsirleri, hutbeleri, duaları yazmakla meşgul. Bunların da zaten basılmaları yasaktı.” (s. 214) Ayrıca Türkler zevklerine göre her gün bir sürü eseri de kopyalıyorlar. Bu yüzden tek bir matbaa fazla zarar vermez. 1000 hatta 2000 kuruşa kadar el yazma Kuran’lar var. Tott “Matbaa horlandı; Müteferrika da onu kapadı” diyor; Toderini’ye göre tamamen yanlış. (s.173)