CUCHEVAL-CLARİGNY

ANASAYFA

CUCHEVAL-CLARİGNY; La Politique Anglaise en Orient; Revue des Deux Mondes; 1 Mart 1878.

1876’da İngiliz siyaseti değişti. Lord Derby, Hint yolunun Süveyş’te korunacağını, bu kanalın açık ve özgür kalması şartıyla “isrese Türkiye’nin mahvolmasını” söylemiş. (s. 174)

1875 iflası Türkiye’nin itibarını çok sarstı. “Çok büyük sayıda aile ya çöktü, ya da varlıklı durumları ciddi ölçüde sarsıldı ve rantları muntazaman ödenseydi Bosnalıların ve Bulgarların şikayetlerine belki de çok kayıtsız kalacak olan bir çok kapitalist bu şikayetlere özgürce yer veriyor ve Müslümanların acınacak idaresini yerin dibine sokarak onları teskin ediyordu.” (s. 175)

Süveyş Kanalı’nın açılması Hindistan yolunu çok kısalttı. İngiltere “bu kanalın savaş ve barış zamanında açık tutulacağını ilk fırsatta ilan etti” , fakat bu arada Karadeniz kıyısındaki değişikliklere kayıtsız kaldı ve Şark Sorunu’nun yeniden çıkması onda sürpriz yarattı. Hersek’te neler oldu? Yazar Almanların kışkırttığı kanısında. Şefler her şeyi Alman altını ile ödüyorlar. Almanya, Rusya’yı “ona kendi desteğini kıymetli ve zorunlu kılmak ve karşılık talebine zemin hazırlamak” için büyük bir maceraya sürüklemek istiyor. (s. 169) Hiçbir şey İngilizlerin gözlerini açmadı. En sert Türklere karşı oldular ve Sırpları, Bosnalıları ve Karadağlıları korudular. Sırp şefleri hep Rus; Sırpların “sadece bayrakları ve müzikleri” Sırp! (s. 169)

İstanbul Konferansı Rusların tam istediği şeydi. Marquis de Salisbury (Sömürgeler Bakanı) Osmanlı Anayasasıyla en acı şekilde alay etti; onun “Avrupa’nın vaktiyle o kadar itibar ettiği Hattı Şerif’lerden ne iyi ne de kötü olduğunu” söyledi.

Şark Sorunu Almanya’nın umurunda değildi. Panslavizmi kışkırttı; Rusya’yı zora soktu; “amacına ulaşmıştı.” (s. 172) Edhem Paşa Avusturya ile Rusya arasında gerçek bir anlaşma olmadığını; Fransa’nın “uzlaşmacı” olduğunu; Macar monarşisinin de çıkarları tehlikeye girerse karşı çıkacağını ve büyük güçleri bölmeyi başaracağını; bu olmasa da İngiltere’nin ağır şartlara karşı İngiltere’nin Paris Anşlaşması’nı savunacağını düşünüyordu. Bunun için kendisinden istenenleri reddetti. İngiltere çok korkak davrandı. Savaş, Kırım savaşında olduğu gibi, İngiliz ticaret çevrelerinin işine gelmiyordu. Yaşasın Süveyş; Türkiye isterse batsın görüşü böyle egemen oldu. Gladstone da “onurunun kırılmış olması ve hırsını tatmin edememekten doğan acılıkla, şehirden şehre, gösteriden gösteriye, heryere koşarak,  sinirli ve biraz da tumturaklı hitabetini sözde barış savunucularının ve Türk aleyhtarlarının hizmetine soktu”  ve geri kalanı da tamamladı ve iktidarı da etkiledi. (s. 175) İngiltere tarafsızlığını ilan etti. Yeni Türkiye’yi sattı. Sadece üç şey istedi: 1) Süveyş serbest olacaktı; 2) İstanbul’a dokunulmayacaktı; 3) Karadenizde seyrisefer kuralları Avrupa’nın onayı olmadan değişmeyecekti. Bu son madde gösteriyor ki İngiltere sadece 1856’ anlaşmasından kendisini ilgilendiren tek kırıntıyı kurtarmak istiyordu; gerisi umurunda değildi. (s. 176)

1814’te Türkiye, İngiltere ve Rusya savaş halinde olduğu halde Viyana Kongresi’ne çağrılmadı; Oryantal güç sayıldı. 1856’da Avrupalı sayıldı.