LǙTFİ SİMAVİ BEY

ANASAYFA

LǙTFİ SİMAVİ BEY (Başmabeyinci); Osmanlı Sarayı’nın Son Günleri; İstanbul (Tarihsiz);

Abdülhamit’e tahttan indirildiğini bildirmek üzere seçilen heyette Arif Hikmet Paşa, Ermeni katoliği Aram ve Selanik milletvekili Karasu Efendi bulunuyordu. (s. 16)

Meşrutiyet ilanı ve 31 Mart vakası orduda hiyerarşiyi bozmuş, bazı generaller “büyük rütbeli subaylar, küçük rütbede bulunan böyle küçük rütbeli subaylara adeta yaranmak durumuna düşüyorlardı.” (s.39) “Hünkârın en fazla önem verdiği ülke İngiltere idi.” (s.41) Kızlarağasının rolü hep büyüktü; “Sultan II. Abdülhamit zamanında bu mevkide bulunan Behram Ağa’nın ne kadar nüfuz sahibi olduğunu o zaman yaşayanlar bilirler.” (s. 44)

Hareket Ordusu komutanı Mahmut Şevket Paşa “tam anlamıyla memleketin diktatörü kesilmişti.” (s. 79) Mahmut Şevket Paşa, Alman İmparatoru’nun özel davetlisi olarak Almanya’ya gitti. (s.87)

“Sultan Abdülhamit Arnavutlara özel bir sempati gösterir, Saray’ında Arnavut muhafızlar bulundurur, ayrıca Arnavutluk ileri gelenlerini devamlı olarak nimetlere ve ihsanlara boğardı.” (s.135)

Pastırmacıyan, azılı bir Ermeni komitecisi idi; onu ve yakın siyaset arkadaşı Varteks Efendi’yi “sırf Ermenilere bir dostluk eli uzatmak amacıyla, İttihat ve Terakki Partisi kendi kadrosundan milletvekili seçtirmişti.” (s.153)

Lutfi Simavi Bey, yazdığına göre Sultan’ın randevularını kontrol ediyor. Yabancı gazetecilerl görüştürmüyor. “Bir tek” İngiliz gazeteci William Stead ile görüştürdüğünü iftiharla kaydediyor. W. Stead Review of Reviews’un sahibi ve başyazarı. Sultanla bir mülakat yapmış; Lûtfi Bey bu mülakattan şu satırları tercüme ediyor: “Yeni Türkiye’nin devlet adamları ülkeyi Türkleştirmek ilkelerine göre yönetmek niyetinde görünüyorlardı. Bu ise çok tehlikeli, hatta bir bakıma intihar demek oluyordu. Acaba bu konuda Padişah Hazretleri ne düşünmekte idiler? Hükümdar kendisinin böyle bir politika izlemek niyetinde olmadığını kesinlikle söyledi ve bu tür iddiaları reddetti.” (s. 159) W. Stead: “Nihayet şu kanaate vardım ki, Osmanlı Padişahı hükümetini teşkil eden nazırların çoğundan daha zeki ve daha uzak görüşlüydü.” (s.159)

“Padişah Hazretleri Mevlevilik tarikatına bağlı idi. 3 Kasım 1910 günü Eyüp’te Bahariye’de yeniden inşa edilen Mevlevi dergâhının açılış törenine katılmak üzere orayı şereflendirdi.” (s.184)

İttihat ve Terakki’nin bölünüşü. Önemli kişilerinden Miralay Sadık Bey (Melami Tarikatına bağlı) Hizb-i Cedid adında bir grup kurdu. Sonra (Selanik elimizden Yunanlılara geçtikten sonra)  oraya giderek Rusya İmparatoru’na İttihatçıların memleketi batırdıkları yolunda telgraf çekmiş, “açıkçası Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne saldırmasını istirham etmişti.” (s.197)

“Öteki birçok ülkelerde milletin kanı pahasına alınan hürriyet bizde bir çeşit blöf neticesinde Abdülhamit’ten koparılmıştır. Kaçanik’te çeşitli huzursuzluklarından dolayı toplanmış bulunan Arnavutlara, değil kendisini, kelimesinin ilk harfini bile bilmedikleri meşrutiyeti istediklerine dair Saray’a telgraflar çektirmek el çabukluğu, birkaç genç ve hırslı subayın dağa çıkması ve sanki göklerden gelen bir sesmiş gibi İttihat ve Terakki adına Yıldız Sarayı’na ve Babıali’ye telgraflar yollanması, müstebit olduğu kadar da korkak olan Sulatan Abdülhamit’i aldatmıştı.” (s. 197) (Acaba aldatmış mıydı? Yoksa Sultan’ın başka hesapları mı vardı?)

İttihat ve Terakki Partisi “İttihad-ı Anasır” politikası çerçevesinde Sultan Reşat’ı Rumeli gezisine zorladı. O da Üsküp, Priştine, Manastır vb. de bu yönde nutuklar attı. (s.215-216)

1911 Kasım’da Hürriyet ve İtilaf Partisi kuruldu. Başkanlığına Damat Ferit geldi. (Ferit Bey ilk kurulduğu vakit İttihat ve Terakki’ye üye olmuştu) (s.258)

“Vahdettin Efendi, adı geçen Partiye (Hürriyet ve İtilaf) onursal başkan olmasa bile, ona karşı bir sempati besliyordu.” (s. 265) Arnavut ayaklanmasını bastırmak için “Halaskarlar Grubu”ndan (bunların sempatisi daha çok İtilafçılara) bir kısmı da gönderilmişti. Bunlar “görevlerini yapacaklarına”, silahlarıyla dağa çıktılar. (s.298)

9 Temmuz 1912’de Gazi Ahmet Muhtar Paşa sadrazam oldu ve yeni bir kabine kurdu. Gabriel Noradungyan efendi dışişleri bakanı oldu. Sıkıyönetim kaldırıldı. Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Halaskâran Grubu’ndan bazılarını önemli yerlerin polis müdürlüklerine tayin etti. (s. 307) Halaskâran Grubu Meclis Başkanına bir mektup göndererek Meclis’in feshini istiyorlar. (s. 310)

Temmuz 1912’de L. Simavi istifa ediyor. Daily Mail Berlin muhabiri Ward Price üzüntülerini bildiren bir mektup yolluyor. (Bu gazeteci, bazı kaynaklara göre, İngiliz İstihbarat örgütüyle ilişki içindedir ve Mütareke yıllarında Mustafa Kemal Paşa ile de görüşmeler yapmıştır. T.T.)

İttihat ve Terakki partisi mensuplarının Vahdettin Efendiye hiç bir sempatisi bulunmadığı gibi en küçük bir güvenleri de olmadığını biliyordum.” (s. 339)

Sarıkamış faciası: ortada hiçbir zorunluluk yokken Ruslara saldırı emri verildi. 80-90 bin kişi donarak öldü. (s. 344) “Kumandanlık, daha doğrusu bir çeşit bölge diktatörlüğü ile Suriye’ye giden Bahriye Nazırı Cemal Paşa ise –suçlu ya da suçsuz- Suriye ve Lübnan’ın bir çok ileri gelenlerini ve Emir Abdülkadir’in torununu asmak suretiyle Arapları bizden büsbütün soğuttu, kine ve nefrete buladı.” (s. 344)

Sultan Vahdettin’in, ağabeyi Sultan Reşat’tan kalan 30 bin lirayı ”onun kanuni mirasçılarına vermeyip kendi keyfince harcadığını, bununla bir takım saray eşyası ve sofra takımları yaptırdığını büyük bir şaşkınlık içinde öğrendim. Çadırda yaşayan kabile ve aşiret reislerinin, emirlerindeki insanların her türlü mal ve mülküne sahip çıktıklarını bilirdim ama, koskoca Osmanlı hanedanında buna benzer olayların geçebileceğini aklıma bile getiremezdim.” (s.384)

Simavi Bey, Ward Price’ı 20 Kasım 1918’de Padişah huzuruna kabul ettiriyor. Padişah adına, küçük değişiklerle, kendisi cevap veriyor. Savaş’ta Vahdettin tarafsız kalırmış; Ermeni sorumluları cezalandırılmalıymış. (Mülakat The Times’de çıkıyor) (s.445-446)

Sultan’ın Mart 1919’daki beyanatında “İttihatçılara savaş açmış bulunuyorum” cümlesi var.

Nisan 1919. İlk kıpırdanmalar. “Milli Kongre”, “Vahdeti Milliye” ve buna benzer heyet ve cemiyetler toplantılar yapıyorlar. Sultan Vahdettin Saray’da olağanüstü bir kurultay topladı (Meşveret çerçevesinde). Şurayı Saltanat’a eski ve yeni nazırlar, ayan üyeleri, asker ve sivil ileri gelenler, üniversite hocaları, baro ve oarti temsilcileri (200 kişi kadar) katıldılar. Yazara göre bu bir “komediden başka bir şey değildi.” (s.502-503) Malta sürgününü Damat Ferit İngiliz temsilciliğine başvurarak sağlamış. (s.505)