SEZAİ, SAMİ PAŞAZADE

ANASAYFA

SEZAİ, SAMİ PAŞAZADE; Bütün Eserleri II, yayına hazırlayan Zeynep Kerman, Ankara, TTKY, 2003.

Yazarın çeşitli dergi ve gazetelerde çıkan yazıları, Abdülhak Hamit’e mektupları ve 1901’den itibaren yedi sene kaldığı Paris hakkında yazdıkları ilginç.

Sezai, Mithat Paşa hayranı. Onu Abdülhamid’in aldattığı, “iğfal” ve “mahv ve tahrip” ettiği  kanısında (s. 41). “İki kuvvet karşı karşıya geliyor: Biri sarayın, diğeri asırlardan beri saraya karşı bir nevi parlamento hükmünde olan Bâbıâli’nin! Bu iki kuvvetin biri Abdülhamid’de, diğeri Midhat Paşa’da temessül ediyor. Abdülhamid’in elinde olan hüküm ve iktidar zalim, deni, hilekar! Midhat Paşa’nınki ali, saf, fedakar! Birincisi büyük bir ordu ile tahkim edilmiş, ikincisi fikri terakki ve hürriyetin halk arasında taammüm etmemesi cihetiyle yalnız düşünen zihinlere, bir fırka-i münevvereye münhasır. Midhat Paşa akvam-ı osmaniyeyi bir maksada, bir menfaate, bir noktaya cem ile tevhide, hukuk-ı insaniyeyi, hürriyeti temine ve memleketimizde mevcut olan kabiliyetleri, liyakatleri, metanetleri bütün bu anasırı zekâ ve hamiyetle istimal ederek Devlet-i Aliye’yi Avrupa devletleri idâdına idhale çalışırken, diğer tarafta Abdülhamid Kanunu Esasi’yi ve serbesti-i matbuatı tasdik ve millet meclisini küşad ederken hürriyet, serbestî kelimelerini kütüb-ü ilmiyeden kaldırmayı, vatan, millet sözünü gazetelere yazdırmamayı, hafiye jurnalleriyle vilayetleri birer menfa yapmayı, donanmayı gark ve mahvetmeyi, Devlet-i Osmaniye’yi fikren en mütedenni hükûmât-ı sâgire haline getirmeyi hazırlıyor” (s. 41, Surayı Ümmet’te 10 Eylül-1 Kanunu Evvel 1906 – 15 Mart-1 Mayıs 1907 arasında çıkan yazılar. Sayı: 100, 105, 111, 114).

Yazar kendisini Namık Kemal, Recaizade Ekrem ve Abdülhak Hamit’in “naçiz tilmizi” olarak görüyor (s. 65). Hamit için “Abdülhak Hamid ebedi bir başlangıçtır” diyor, şair 75 yaşında iken. (s. 66, Servet-i Fünun, 12 Şubat 1924).

Fransa, üstelik Gambetta’nın izindeki Revue Publique Française Türkleri Mısır’ı işgale sevk ediyormuş. “Cihanın birinci askeri olan Türkler” diye övüyormuş. Sezai, “gözümün önünde Fransa İngiltere’yi Türk askeriyle tehdit ediyordu” diyor ve bunu bir övünç konusu yapıyor; Türkleri hep küçük gören Avrupa, onların “ulviyet-i askeriyesine kemali hürmetle rükû ediyordu” diyor  (s. 59).

Fuad Şükrü’ye Osmanlı Devleti’nin son durumunu ve Turan hakkındaki düşüncelerini yazmış. “O derecede ki (Osmanlı Devleti) Basra elinde iken Beyoğlu hükmünde değildi” (1912’de Cadde-i Kebir’in tevsiine Rusya Kilise yıkılamaz diye muazzam bir tazminat isteyerek engel olmuş) (s. 84; Fuad Şükrü, İstanbul, Turan ve Türkler, 1931, s.4-8). Yazar Turan sevgisinin siyasi değil, harsi olduğunu söylüyor.

“(Osmanlı Devleti’nde) muhtelif akvama mensup olanlar Türk’ün riyaseti siyasetine geçtiler. Devlet idaresinin en yüksek mevkilerine çıktılar; fakat hiçbir zaman Türk’ün hissiyatına, lisanına, Türklüğüne yâr ve minnettar olmadılar. İkbalde bulunduğu zaman Türk’e müteveccih, idbarında düşmana mütemayil göründüler” (s. 84).

Fransa’da iken Milli Kütüphane’de Lenin ile tanışmış; fakat “Mösyö Lenin, diğer arkadaşlarından ayrılarak hususi bir surette nazarı dikkatimi celp etmemişti” (s. 127).

Konak kültürü “Kemal zuhur ettiği zaman memlekette büyük bir cehalet vardı. Elli altmış kişilik paşa konaklarında ancak bir, nihayet iki, haydi haydi üç kişiden fazla okuryazar çıkmazdı” (s. 176). Daha sonra Kemal hayranlığını dile getiriyor.

“Bence Kemal’in dehası da Türk’tür, nakiseleri de Türk’tür. Onda bir cihangirlik vardı, kendisine ecdadından intikal eden bir cihangirlik vardı” (Ruşen Eşref Ünaydın; Diyorlar ki, Dersaadet, 1334/1918, s. 35-46). “Ben Kemal’e ne kadar meftunsam, Kemal de Şinasi’ye o kadar meftundu; Şinasi’ye dünyada kimseyi tercih etmezdi” (s. 178).