BERARD, VİCTOR

BERARD, VİCTOR; La Mort d’İstanbul; Paris, 1913.

Victor Berard pozitivist eğilimli bir yazar ve edebiyatçı. Fransız biyografisi’nde (Biographie Française’de) “alim (érudit) ve siyasetçi; sol-demokrat” olarak geçiyor. Uluslararası politikayla ilgili (Almanya, Rusya vb.) bir çok eseri var. Homer çevirmeni. İlyada ve Odise tercümesi defalarca basılmış. Başlangıçta Jön-Türklere dost bir yaklaşım içinde. 1907’de, “Le Sultan, L’İslam et les Puissances”, 1909’da da “La Révolution Turque”  başlıklı eserleri yaymlanmış. Mikael Varadian’ın 1917’de yayımlanan “L’Arménie et la Question Arménienne” başlıklı, George Gaulis’in de “La Ruine d’un Empire: Abdulhamid, ses Amis, ses Peuples” başlıklı eserlerine sunuş yazıları yazmış.

Yazar Osmanlı toplumunu pozitivist ilerleme açısından eleştiriyor. Mahmut Şevket Paşa’nın orduları İstanbul’a girince, bunu Osmanlı tarihinde “İstanbul’un fethi kadar önemli bir dönüm noktası”, “İstanbul’un İslam’dan geri alınması” olarak görmüş ve ifade etmiş. (Revue de Paris, 15 Haziran, 1909) Şimdi ise tam bir düş kırıklığı içinde.

Yazar Şerif Paşa’yı iktidara karşı mücadelesi için övüyor. “İttihat ve Terakki’nin en cömert desteklerinden, en iyi yardımcılarından biri. Paşa, Paris’te çıkarttığı Meşrutiyet dergisinde, yeni rejime karşı, Ahmet Rıza Bey’in Meşveret’te 13 yıl boyunca Hamit rejimine karşı sürdürdüğü kavgayı devam ettirdi.” (s.314)

Yazar Fransa’nın 1908-1909 Fas politikasını çok yanlış buluyor ve bunu, felaketle biten 1861-1867 Meksika politikasına benzetiyor.

Yazara göre Türkiye’nin yok olması Fransa’ya çok pahalıya mal olur. Önsözünde “Jön-Türk rejiminin, özellikle 1908-1911 arasında, Avrupa Türkiyesi’ni nasıl kaybettiğini anlatmaya çalışacağım” diyor.

Tanzimat bürokrasisi eski feodaliteden daha ezici oldu. Özellikle taşrada valiler hemen ceplerini doldurmak istiyorlar. Eski feodaller, fazlayı “aynî” olarak alıyorlardı; bunlar “naktî” olarak alıyorlar. (s. 273) Ülkede1830’a göre daha çok sefalet var. En münbit yerlerden göçler başladı: “Abdülhamit zulmü ile Anadolu’dan kovulan Ermeniler gibi, Suriyeli Müslümanlar ve Makedonyalı Hıristiyanlar da Amerika’ya göçüyorlar.” (s. 275) Prens Sabahattin’in Liberal Parti’si bir şeyler yapmalıydı; fakat programları bir sözcükten ibaret: Ademi-merkeziyetçilik (desantralizasyon)! Rakipleri onları, haksız yere, bölücülükle suçluyor. Aslında istedikleri İngilizlerin talebi olan “iyi vali” fikrine geliyor. 1868’de Abdülaziz tam anlamıyla Müslüman-Hıristiyan eşitliği istemişti. Hıristiyanlar da vezir olabilir demişti. Bu amaçla Şurayı Devlet kurulmuştu. 1908’de bu rolü parlamento yapacak.

Paris pozitivistlerinin şefi Lafitte, 1897’de Osmanlı pozitivistlere ilk kez bir ziyafet verdi. (s.280).

A. Comte demokrat değildi. III. Napolyon rejimini destekledi. Fransa, onun sayesinde Parlmantarizmden (“negatif devrim”), diktatörlük rejimine (“pozitif devrim”) geçti. (s.281) III. Napolyon rejimi, “Düzen ve ilerleme arasında kesin bir uyuşmadan sonra Batılı hastalığın sona ermesi” anlamını taşıyor. (281) Fakat galip gelen Selanik Jön-Türkleri idi; onlara da masonlar hakimdiler. (Reşit Bey’e göre İtalya locaları). (s.283) Talat ve Cavit ilk masonlar arasında yer aldılar. Siyonizmden esinlendiler. Özellikle Dr. Nazım’a göre Hıristiyan  ülkelerdeki Müslümanlar Türkiye’de toplanacaklar.

Balkanlarda Hıristiyan reaya Müslüman çiftliklerini ele geçiriyorlar. Bir kısım Hıristiyan da Romanya, Yunanistan ve Amerika’ya göçüyor. Jön-Türkler muhacir iskânı ile Bosna Hersek Müslümanlarını destekliyorlar. (s. 374) Bu Hıristiyanları isyan ettiriyor. (s.375) (Bu konuda yazarın referansı: F.J.O. La Vérité sur le Régime des Jeunes Turcs.) Jön-Türkler Makedonyalı köylüye, 1789’un Fransız köylüsüne yaptığının tam tersini yapıyorlar!

La Politique du Sultan, Paris, 1897.

Ermeni kırımına sultanın izin verdiği inancı hakim. “Bu izin 300 000’den fazla insanın canına mal oldu.” (s.74) Hamidiye alayları tamamen sultana bağlı. Çok dindar bir insan olan Fehmi Paşa Eyüp’te çok sayıda Ermeni’yi kurtardı. Ermenileri camilerde topladı, softaların yardımıyla kırımı önledi. Bunlar kitaplı dine sahipler, diyordu. Öldürülenler, çoğunlukla ayak takımı ve Balatlı yoksul Yahudiler.

Üsküdar’da hocalar korudular ve kırım olmadı. Kadıköy’de de Fuat Paşa kurtarıcı rol oynadı. (s.27)

Hınçak 1887’de Paris’te kuruldu. Kurucusu Kafkasyalı bir Ermeni olan Avetis Nazarbek (s. 155). Paris’ten Cenevre’ye oradan da Atina’ya gitti.

30 Eylül 1895’deki Ermeni talepleri. Tamamen haklı talepler: Zulümün kalkması; vergi adaleti; Hamidiye alaylarının lağvedilmeleri vb. (S.157-158)

Sultan’ın politikası 1890’a kadar Rusaya’ya karşı idi. 1891 Eylül’üne kadar sadrazam olan Kamil Paşa İngiltere’nin adamı idi. (s.162) Sonra İngiltere izole olmaya başladı. Sultan siyasetini hemen değiştirdi; Rus dostu oldu. Ruslarla gizli bir anlaşma imzaladığı söyleniyor. Jön-Türkler, özellikle Kamil Paşa’nın düşmesinden sonra, bu kanıda. (s. 162-163) 1887’de Said Paşa gözden düşmüştü. Yeniden yükselmek istiyor. Berlin Konferansı’ndaki   reformlarını Sultan’a hatırlatıyor. Sultan ise onu Ermenilerin satın almış olmasından kuşkulanıyor. Hınçak ajitasyonu da halkı ve Sultan’ı çok tedirgin ediyor. (s. 164) Sultan Kürt şeflerine yaklaştı. Erzurum’da Türk otoriteleri silah var diye bir kiliseyi bastı; çok adam öldürdü; fakat silah bulamadı. Bu olay (Mayıs 1890) tüm Ermenileri etkiledi ve soğuttu. Hınçak’ın içinde çoğu Rusya’dan gelen bir ihtilalci çekirdek oluştu. (Trochak-Etendard). Avrupa’nın dikkatini çekmek için her şeye başvuruyorlar. Rus müdahalesi için zemin yaratma amacında. Hıncak ise Ruslara hiç güvenmiyor. Trochak’ın tek “başarı”sı Osmanlı Bankası saldırısı oldu. (s. 170) Fakat Hıncak’ın içindeki Rus asıllılar da tam terörist rol oynadılar. (s.170) Bir çok “hain” Ermeniyi de öldürdüler. Böylece Türkiye’ye bağlı ya da ilgisiz Ermeniler de ürktüler. “Yavaş yavaş her Ermeni şehri kadiri mutlak bir komitenin tiranisi altına düştü.” (s. 173)  Yazar teröristler için çok ağır. Fakat sultan komitecilerle masum halkı karıştırarak “çok daha caniyane” bir hataya düştü. (s.175)

Sultan’a göre komitecileri İngiliz memurlar kışkırtıyor. (Livre Bleu, 1895, I, s. 20)  (s. 175) Rusların Yahudileri tehcir (déporté) etmeleri örnek olmuş. Yüzbinlercesi kovulmuş. Sultan bu konvoyların Boğazlardan geçişini görmüş. Fakat sultanın Avrupa örneklerine ihtiyacı yok. Sakız’daki Rum kırımı ya da Yeniçeri Kırımı yeterli örnek. (s.190) Özellikle Suriyeliler peryodik Hıristiyan kırımı yapıyorlar.

Yazar halkları değil, hep hükümetleri suçluyor. Rumlar Anadolu’yu sadece kazanç yeri olarak görüyor; yatırımları hep Yunanistan ve Adalar’a yöneltiyor. Ermeniler vatan olarak görüyor. “Bu yüzden Anadolu’da sosyal bir nefret doğarsa bu Ermenilere karşı değil Rumlara karşı yönelir.” (s.232) Oysa Rumları Rusya koruyor. Ayrıca onları kışrırtan yok. Jön-Türkler de Müslümanlar aleyhine Ermeni reformlarına karşılar. Örneğin Murat Bey (s. 242-243).

1880-1890 arası İngilizler adeta Osmanlı Hıristiyanlarına nezaret görevi yüklendiler. Kıbrıs Konvansiyonu kendilerine avantaj sağlamıştı. 1890-91’de Türkler Ruslarla anlaşıcınca Türkiye’de güçleri kalmadı. 1894’e kadar İngilizler tek başına çalıştı. (s. 250) 1895’de İngiltere, Rusya ve Fransa uyum halinde hareket ettiler. 1895’ten sonra ise altı güç birden harekete geçti. Abdülhamit İngiliz çıkarlarına karşı tavır aldı. Murat Bey intikamdan korkuyor. Alman, Fransız tüccar ve iş adamları hep kayrılıyor. İngilizler de ticarette Ermenilerle işbirliği içinde. (s. 252-255) Ticari şikayetlere çok geçmeden misyoner şikayetleri de katıldı. Misyonerlerin çoğu Amerikalı. Fakat merkezi Londra’da olan “Alliance Evangélique” çok ses çıkarıyor. Protestanlar için Ararat, Nuh vb. sihirli sözcükler. Fakat Alliance, Rus modelinden korktuğu için Osmanlılara hoşgörülü bakmaya çalışıyor. Siyasal alanda da İngiliz-Ermeni Derneği önemli bir rol oynuyor. Bu Dernek 1899’da Londra’da Ermeniler tarafından kuruldu. Hınçak bu derneğe karşı. (s.268)

Doğu’da Ermeni ajitasyonu İngiliz ticari çıkarlarına zıt. Bu yüzden yazar, Saray’ın sık sık itham ettiği gibi, bunun arkasında İngiliz konsolos ve memurlarının kışkırtması olduğuna inanmıyor. V. Bérard daha çok Rusya’yı suçluyor.

1894’ten sonra Rusya, Fransa el ele gidiyorlar. İngiliz Blue-Book buna karşı ateş püskürdü.

1) Fransız çıkarları Osmanlı devletinde tam tatmin bulmuş durumda; sultanı destekliyorlar; hatta onun katı mutlakiyetçiliğinin azalmamasını istiyorlar;

2) Ruslar da yeni bir Hıristiyan devlet istemiyorlar. Çanakkale’de vesayet istiyorlar. 1890-91 anlaşması da Hünkar İskelesi anlaşması gibi bunu sağlıyor. Rus dışişleri bakanı Lobanof ve G. Hanotaux çok pro-Türk tutum içindeler.  Hanotaux, çok genç yaşta maslahatgüzar olarak İstanbul’a gelmiş. Sonra dışişleri bakanlığına kadar yükseldi. Hanotaux, sultanı “çok çalışkan biri, hoşgörülü bir espriye sahip, son olaylara kadar yumuşak ve ihtiyatlı tutumunu korumasını bildi” diye övüyor. (s. 285) Yazar Hanotaux’nun 22 Nisan 1896’da iktidara geldiğini, bu tarihten sonraki kırımları bile susarak karşıladığını eleştiriyor. Daha sonra altı ülke reformlar konusunda ortak hareket ediyorlar. 1886-91 Kamil Paşa İngiliz çıkarlarını kolluyordu. 1895 Ekimi’nde yeniden sadrazam olunca İngilizler çok sevindiler; fakat sultan meşrutiyet için komplo hazırlıyor, diye bir ay içinde görevden uzaklaştırdı. (s. 323)

Le Sultan, L’İslam et les Puissances; Paris, 1907.

Abdülhamit’in Ermeni politikası ve Araplar konusunda ilginç görüşler var. Yazar Türklerle Arapları karşılaştırıyor. Ona göre, Araplar bireyci, sanatkâr, demokrat, hareketli; Türkler yavaş, disiplinli, asker vb. (Yazar Türklere sempati duymuyor; ayrıca, geçen zaman içinde, Arapların “demokratlığı” da pek ortaya çıkmadı!). Araplar ve Türkler birbirlerini küçük görüyorlar. (s.15)

Ermeniler 1870’lerden sonra çok zenginleşti. “Bu göçmen ulus yavaş yavaş Toroslardan inip Kürt krallığının ve Bedevilerin önce kıyılarını, sonra ovalarını ele geçiriyordu”. “Ermenilere karşı Arap Kamarilla’nın kıskançlığı törpülenmişti.”(s. 41) Katliam, 1894 Ekim’inde Arap kışkırtmasıyla başladı. Abdülhamit Murat Bey’in kırımlara karşı fikirlerinin etkisi altında kaldı; fakat Arap asıllı (Suriyeli) İzzet Bay (sonra paşa) ağır bastı. (s.43) İzzet Bey’in rolü için George Gaulis’e (Les Questions d’Orient; 1895. s.47-48) dayanıyor. İzzet Bey, “kökeni meçhul”, Beyrut Cizvitlerinin yetiştirdiği bir Suriyeli. Hızla yükseldi ve Saray mabeyncisi oldu. Son derece zengin. Tüm Avrupa şirketlerinde hisseleri, Lübnan’da “eyalet”i var!! (s.45)

Aynı yazarın La Politique du Sultan (Paris, 1897) başlıklı eserinden bazı notlar. Bu bilgiler bir önceki kitapta da mevcutlar.

Abdülhamit iyi tabiatlı (“caractėre doux”); fakat kültürü hemen hiç yok (“sa culture presque nulle”). (s.79) “Düyunu Umumiye’nin kontrolü sayesinde, Batılı kapitalistlerin Sultan’a yardımı gerçekleşmiyor.” (s.92) Kürtler kırımı yapan ordu ve jandarmada çok sayıda bulunuyorlar. Hamidiye alayları doğrudan Sultan’a bağlı. Avrupa da, dolaylı işbirlikçi olarak, Sultanın “yalanlarını, rüşvetlerini ve nişanlarını” kabul ediyor. (s.196) Özellikle dışişleri bakanı Hanotaux’yu suçluyor. (s.361) Türkler “ırk olarak mert ve samimiler.”