MUMCU, AHMET

ANASAYFA

MUMCU, AHMET; Osmanlılarda Siyaseten Katl, Ankara, 1963.

Osmanlılarda siyasetin bir anlamı da “katl” haline gelmiş; Mumcu bu konuda Mühimme defterlerinden (1555 tarihli) örnekler veriyor. Örneğin “Arap Ahmet hakkında siyaset icrasına..” gibi. Fetvasız katiller de çok oluyormuş (s. 6).

Mumcu’nun tezine “doğulu devlet” fikri hâkim. Halil İnalcık’taki “örf” anlayışına (Sultanın kanun koyma yetkisi) katılıyor. İstanbul’un fethinden sonra Sultan II. Mehmet zamanında örfi hukuk gelişiyor; idareye kul sistemi egemen olunca (en ayrıcalıklı sınıf olan) ulema kendi kabuğuna çekiliyor (s. 69). Mutlak ve keyfi bir iktidar anlayışı sergileniyor. (Sultan bir zan üzerine insanları katledebiliyor).

Osmanlı Hukukunda Zulüm Kavramı; Ankara, Birey ve Toplum Yayınları; 1985.

Mumcu’nun tespitine göre Osmanlı belge ve eserlerinde “zulüm”, “zulüm ve taaddi”, “zulüm ve hayf”, “zulüm ve bidat” gibi kavramlar varsa da zulmü derecelendiren hatta adlandıran bir çalışma yapılmamıştır. “Hukuki eserlerde ‘zulüm’ü konu olarak alan ayrıntılı bahisler yoktur” (s. 2). Böyle bir tanımlama Kuran ve Hadislerde de bulunmuyor. Örfi hukuk içinde yer aldığından derecelendirilmesi de zaten zor.

Mumcu bunları önce (a) Halktan kanunsuz maddi çıkar sağlamak; (b) Zor kullanmak; (c) Sahtecilik ve dolandırıcılık; (d) Eşkıya ile işbirliği; (e) İrtikap yoluyla zulüm; (f) Diğer suçlar,  başlıkları altında topluyor. Soruşturma konusunda bilgi veriyor. Zulümden yakınanlar hazırladıkları arzuhali mahkeme siciline kaydettirip kadıya veriyorlar. Bunlarda bazen hangi cezayı istedikleri de yazılı. (s. 25). Soruşturma başlıyor. İdam cezaları (“siyaset edilme”) beylerbeyleri tarafından da verilebiliyor (s. 30). Bu konuda ilk önemli reform II. Mahmud’un son yılında (1838) “Memurine Mahsus Ceza Kanunu”nun yürürlüğe girmesi oldu. Kanun tekniği açısından ilkel olan bu yasa aynı zamanda bir itiraf niteliği taşıyor. Suçlar sayılıyor: Rüşvet; işi savsaklamak; iltimas; yolsuzluk; devlet sırrını açığa vurmak vb.. (s. 33). Yüksek idareciler katil suçu bile işlemiş olsalar Padişah’ın hükmü geçerli. Tanzimat’tan hemen sonra da (1840) bu kez tüm Osmanlıları kapsamına alan bir Ceza Kanunu kabul edildi. Zulüm kavramı içermiyor, fakat suçlar teker teker sayılıyor. 1851 Ceza Kanunu (Kanunu Cedid) düzenlemeyi genişletiyor ve son olarak da, 1858’de, 1926 yılına kadar yürürlükte kalacak olan ve Fransız mevzuatından alınmış olan kanun yürürlüğe giriyor. İşkence yasağı (md. 103); konut dokunulmazlığı (md. 105) her şey var. Ölüm cezası “şer’i kısa”la sınırlanmış. Kanun ne ölçüde uygulanabildi? Yazar, ayrıca incelenmeli, diyor.