PERTUSİER, CHARLES

ANASAYFA

PERTUSİER, CHARLES; Promenades Pittoresques dans Constantinople et sur les Rives du Bosphores; Paris, 1815. 3 Cilt.

Yazar İstanbul’da, Fransız elçiliğinde çalışan topçu bir subay. Çok ayrıntılı, güvenilir bilgiler ve dikkate değer gözlemler içeren bir seyahatname.

Örf ve adetler, mimari, idare, askerlik konularında bilgiler var.

Saray Kütüphanesi sultanların 16 kitaplığının birleşmesinden oluşmuş. (Abdülhamit I’in kitaplığı türbesinin yanında). 3000 kadar kitap mevcut. Yabancı kitap çok az. Çoğu el yazması ve Arapça. Sonra Farsça ve Osmanlıca kitaplar geliyor. Basılmış kitap çok az. Aristo, Euclide, Hipokrat ve Galien’in çevirileri ve tefsirleri var. Kitaplığı sadece softalar ve müderrisler ziyaret ediyor. (s. I, 218-220)

Adalet mekanizması da uzun uzun anlatılıyor. İşkence “en zalim şekilde” uygulanıyor. Suçu söyletmek, bazen de serveti ele geçirmek amacına yönelik. Bu işkenceleri hep “askeri hakimler-juges militaires” (?) yaptırıyor. (Kadıasker demek istenmiş olabilir). (s. I,  231)

Medresenin altında mektepler var. Okuma yazma ve dini ilkeleri öğreten bu okullar İstanbul’da 1200 kadar. (s. I, 237)

1807 ayaklanması hakkında ilginç bilgiler verilmiş. Yeniçeri adayı olan “yamaklar” 26 mayıs 1806’da ayaklanmışlar. Asya’da büyük toprak sahibi (senyör) olan Tayyar Mehmet Paşa’nın III. Selim’i tekrar iktidara getirmek için çabaları. Bu paşa, III. Selim tarafından işten atılmış ve gurbetteymiş. Mustafa on kaymakam yapmış. Bundan yararlanıp çok etkili olmuş. Sultanı asker toplamaya ve ayanı çağırmaya ikna etmiş. Buna sert itirazlar gelince kaçtı, Bayrakdar’a sığındı. Onu da etkiledi. Fakat sonunda Bayrakdar tarafından idam edildi. (s. I, 273)

Yazar Asya ve Avrupa Türklerini karşılaştırıyor. Arada karakter farkı var: “Asya müslümanı ne kadar hoşgörülü ve sosyal ise Avrupa müslümanı o kadar güvensiz, haydutluğa eğilimli ve Avrupa’nın uzlaşmaz düşmanı!” (III, 159)

Bunun nedeni ne olabilir? Yazara göre bu “bize yakın olmalarından ve araçlarımızın üstünlüğünden” ve kendi zayıf durumundan doğuyor. Bunlar kendisine “korku telkin ediyor.” (III, 159) Asyalı da bize yaklaşıp bizi tanıdıkça uygarlığımızı aynı sertlikle reddedecek! Osmanlılarda muaşeret kuralları çok fazla ve önemli; bu bakımdan Çinlilere benziyorlar. Avrupa yollarını tehlikeye sokanlar Müslümanlar değil! Ancak kadercilik Müslümanların okuma ve seyahat tecessüsünü kısıtlıyor. (III, 154) Fakat kadınlar sanıldığından daha özgürler. (III, 22. gezinti) Avrupa’da bir sosyal bela olan ve “kanunların ve dinin önleyemediği” intiharlara Osmanlılarda rastlanmıyor! (III, 154)

Ve yazarın rejimle ilgili önemli bir gözlemi:

“Türkiye’de keyfi iktidarın devamını sağlayan bir unsur da bu iktidarın bütünüyle hükmettiği bağımlı (tributaire) ulusların çeşitliliği; çünkü, Müslümanlar başkalarına oranla bunun pek farkına varmıyorlar. (Mahkûm milletlerin) din ve çıkar karşıtlığı, dil ve köken farkları yüzünden aralarında hiçbir zaman ittifaklar kuramamaları; birbirleriyle kavga etmeleri ya da en azından aralarında uyum olmadığı için birbirlerinden uzak durmaları, altında ezildikleri boyunduruğun ağırlaşmasına yarıyor ve bu boyunduruk da hala meşru hükümdarın zaafının ve ona bizzat hükmeden binlerce tiranın ellerindeki zulüm araçlarının (moyens opressifs) ürünü!” (III, 179-180).

Ermenilerin iki katlı evlerine nisbetle Müslümanların evleri “aşikâr bir şekilde utanç verici” durumda! “Kamu serveti tamamiyle Ermenilerin ellerine geçme yolunda ve maalesef onlara yapılan hediyelerin bir daha geri alınmalarına da olanak yok!” (III, 182) Yazarın Boğaz kıyısında gördüğü bütün fabrikalar (“fabrique” deniyor) Ermenilere ait; Pera’dakilerin de bit kısmı.. “Bütün iktisaplar onlar adına ve Yunan ulusunun aleyhine yapılıyor.” (III, 183) “Ermeniler uluslarında genel olarak yaygın bir dürüstlük temelinde sağlam ve ender rastlanan bir spekülatif espriye sahipler.” Onları çok övüyor. Özgürlük peşinde değiller. Sanki hiç de özgür olmadılar. Yunanlılardan farkları bu!   İstanbul Ermenileri böyle (“abâtardis”); fakat Toros Ermenileri özgürlük duygusuna sahipler. (III, 190)

Ermeniler aşağıdaki dört işi yapıyorlar: 1) Sarraflık; kamusal ve  mülklerin yönetimi;  2) darphanecilik; 3) boyanmış müslin ve perde imalatı; 4) kuyumculuk ve mücevhercilik. (III, 194)

Grekler hakkında da uzun ve ayrıntılı bilgiler var. Ermenilerde tasarruf ve cimrilik hakim iken Grekler “en deli biçimlerde harcama ve şaşaa zevki” içindeler. Ayrıca entrikacı bir ruha sahipler. (III, 289) “İstikrarsızlık, hırs ve kasılma” Rum karakterinin özellikleri. Fener li Rumlar “ulusal karakter”i temsil ediyorlar.

Rumlar aslında iki sınıf: 1) Eyaletlerde bir iş (emploi) sahibi olanlar; 2) diğerleri. Tüccarlar bunlar arasında aracı. En üst sınıf olarak görülmüyorlar; fakat çok güçlüler ve “Boyarlara çok yakın biçimde” (“à beaucoup prės des Boyards”) siyasal rol de oyunuyorlar (III, 292).