HOBART PASHA (Admiral)

ANASAYFA

HOBART PASHA (Admiral); Sketches of my Life, Londra, 1886.

1877-78 Rus Savaşında Osmanlı donanmasına komutanlık eden İngiliz amiral Charles Hobart Hampden (1822-1886). Osmanlı Bankası direktörü olan abisi Lord Vere Henry Hobart sayesinde Osmanlı devlet adamları ile tanışmış. Fuat Paşa’nın önerisiyle Osmanlı bahriyesine katılmış ve Girit isyanının bastırılmasını (1869) üstlenmiş. 78 Savaşında Karadeniz donanması komutanlığı yapmış ve 1881’de de donanma komutanı olmuş. 1877 savaşıyla ilgili ilginç gözlemleri var.

Savaşı yöneten Konsey’in genç Sultana da ters düşen kararlarla sonucu etkilediğini anlatıyor. Bazı gözlemleri: “1877’de Rusya ile savaş patladı ve güçlü bir denizci düşmanın bulunmaması dolayısıyla büyük çatışmalar olmadıysa da Türk donanması tarafından epeyce önemli -genellikle bilinenden çok daha önemli- hizmetler verildi.” (s. 201) Donanma Karadeniz’i tutuyor ve kara savaşına yardımcı oluyorlar. Batum ve Sulina’yı karadan Rus hücumuna karşı koruyorlar. “Anladım ki, Majeste Sultanın da iradesine aykırı bir şekilde, Tuna’da yüksek komutayı elinde bulunduran Konsey’de en büyük cehaleti ve bir domuz inadını gösteren bir eylem planı izlenmişti.” (s. 203) Savaştan hemen önce Tuna’nın tahkimi söz konusu olmuştu. Hobart Pasha: “Benim ve yetkili Türk komutanlarının tavsiyelerinin hiç dikkate alınmadıklarını ve düşmanın Romanya’ya ilerlemesini ve sonra da Tuna’yı tamamen serbestçe geçmesini önleyecek şeylerden pek azının (belki de hiçbirinin) yapılmadığını gördüm.” (s. 203-204)  “Bana o kadar kıskançlık duyuyorlardı ki eğer başarısızlığa uğrasam Tuna’daki Türk otoriteleri buna sevinecekler gibi geldi”. (s. 205)

“Türklerin şahane bir ordusu ve birinci sınıf bir Avrupa Devletinin dahi gurur duyacağı bir donanması olmasına rağmen, Tuna komutanlarının budalalığı ve inatçılığının kesinlikle felaket nedeni olacağını hissettim. Ne yazık ki tahminlerim doğru çıktı.” (s. 208) “Majeste Sultan, bilgelikle, Türk milletini ordusunun eylemleriyle şanlandırmak yerine, dünyanın en mükemmel (“finest”) birliklerinin yenilgisine neden olan bu insanları haklı bir şekilde görevden attı ve sürgüne yolladı. Türklerin elindeki güçlerin doğru kullanılması halinde Rusların yenileceği, yenilme durumunda oldukları gün gibi aşikardı.” (s. 209)

[Bu görüşler daha savaş sırasında Marx’ın Wilhelm Liebknecht’e yazdığı mektupta (4 Şubat 1878) Damad Mahmut Paşayı suçlayan görüşlere uygundur.]

Eser 2010 yılında Derin Türkömer tarafından Türkçeye çevrilerek “Hobart Paşa’nın Anıları” başlığı altında T. İş Bankası tarafından  yayınlandı. Buradan da yazarın Pera sosyetesi ile ilgili (daha önce not etmemiş olduğum) bazı gözlemlerini naklediyorum. Hobart, çulluk, tavşan vb avladığı av partilerini anlattıktan sonra sözü Pera’ya getiriyor ve yabancı diplomatlar (“bu sözde mukaddes muhit”) hakkında ağır şeyler söylüyor. “Pera’nın diplomat sınıfı ya da sözüm ona üst tabakasının zaman zaman takındığı havalar insanı zıvanadan çıkarabiliyordu. Aslında hoş ve cana yakın bu insanlar kendi asaletlerinin yüceliği hakkındaki düşünceleriyle öylesine şımarmışlar ki, özellikle iyi çevrelere alışmış kimseler için gerçekten can sıkıcı oluyorlar”. (s. 191-192). Bunlar “kutsal muhit”e (baron, kont, vikont vb) ait olmayanlarla konuşmaya “tenezzül ederse” başka sefaret mensupları tarafından görülmek istemiyorlar; bu “utandırıcı” bir şey olur! Sokakta da kalabalığa (pisliğe) karışmamak için tepeden tırnağa kıymetli taşlar ve silahlarla süslü bir kavas ve adamlarının arkasına sığınıyorlar. Ortada “şişirilmiş bir seçkinlik” var; ülkelerine dönünce durum tabii çok değişiyor. Bunu açık yüreklilikle söyleyenler de var. Bu yapaylığa karşı çıkanlar da oldu; fakat başarıya ulaşamadılar.

Yerlilere gelince, “Rumlar kendi çevreleri içinde yaşıyorlar; Ermeniler de öyle. Türkler ise sosyeteye girmeye son derece hevesli, fakat aile hayatlarının düzeni bu tarzda konul ağırlamayı engelliyor” (s. 195).

Sultan yabancı hanımları da ziyafetlere kabul ediyor; arkadan da “nefis müzik ve eğlence”.. Fakat bunlarla tebaasına örnek olamıyor. “Pera sosyetesi hakkında söylediklerimle kimseleri hedef almak ya da incitmek istemedim. Amacım herkesin mutsuz olduğu çürümüş bir düzene işaret etmekti” (s. 195).